Sanal Dilenci Olmayın!

Bugün bir çok yakın arkadaşımın “Amaaan, ne uğraşıyorsun, yorma kendini…” dediği bir konudan bahsedeceğim.

Canlı yayınlarımda sık sık söylediğim “paylaşımcı olun, faydanız dokunsun” sözünü biraz açacağım.

Belki bir gün pes edeceğim ya da bu itelemenin faydasız olduğuna karar verip bırakacağım. Ama bugün değil!

Çevremizden aldığımız kadar vermeliyiz konusunu nasıl uygun anlatırım diye düşünürken insanları 5 kategoriye yerleştirdim. Sanırım bunda hem fikir oluruz:

1. Hiç birşey alamazsa bile çevresine verenler
2. Çevresinden aldığından çok daha fazlasını çevresine verenler
3. Çevresinden aldığına yakınını çevresine verenler
4. Çevresinden aldığından çok daha azını çevresine verenler
5. Çevresine bir şey vermeyenler.

Şimdi her birini yorumlayayım…

1. kategoridekilere kısaca aşmış insanlar diyebiliriz. Bu noktaya varabilir miyiz ya da varmalı mıyız konusuna girmeden bu kategoriyi anlatmakla vakit harcamayayım 🙂

2. kategori hayattaki ideal hedefimiz olmalı diye düşünüyorum. Genellikle yeterli varlığa ulaşmadan bu noktaya gelebilen az insan var.

3. kategori ortalama, hem kendine hem çevresine faydalı insan. Bu da iyi bir kategori. Sonuçta faydalı bir bireyiz demektir.

4. kategori ile düşüşe geçtik… Bu kategoriyi çok daha alt kategorilere bölmek mümkün. Çevresine veriyor gibi gözüküp pek birşey vermeyenler, çevresinden almıyormuş gibi gözüküp bulabildiği herşeyi toplayanlar….

5. kategori ise dip! Beleşçiler ve tabiri caizse asalaklar!

Biraz sert mi oldu?

Beni biliyorsun, açık sözlüyümdür.

Şimdi… “sen kendini hangi kategoriye koyuyorsun?” diye sorma zamanı olsa da sormuyorum.

Onun yerine, neden insanların hep daha üst kategorileri hedeflemesi gerektiğine inandığımı açıklayacağım. En azından kendi bakış açımla.

İlker Üstüner neden çevresinin daha paylaşımcı olmasını istiyor?

İtirafla başlayayım. Çünkü ben 1. kategoride değilim! Şimdilik kendimi 3’te görüyorum.

Yani benden birşey almak istiyorsan senin de 5. kategoride, ideal olarak 4. kategoride de olmaman lazım.

Kolay açıkladım değil mi? Herkes bu kadar direkt olsa hayat daha kolay olmaz mıydı?

Hadi devam edelim…

Çünkü çevrendeki insanların %99’ı 1. kategoride değil! Benim çevrem de aynı.

Çevrenin kalitesine göre belki de 2. kategoride bile az insan tanıyorsun. Eee o zaman almak istediğini nasıl edineceksin?

Hemen “herşey kaşılıklı mı?” diye sorduğunu duyar gibiyim.

Hayır, kesinlikle herşey karşılıklı değil. Ama farkettiyseniz karışıksız birşey veren kişilerin de gizli bir önceliği var… aile, dostlar, arkadaşlar, gerçekten ihtiyacı olanlar… Bu önceliklere girebilmek için harcayacağın enerjiyi çevrene faydalı olmak için harcasan zaten birilerinin önceliğine girersin merak etme.

Kısaca, ben çevreme verdikçe alabildiğimi keşfettim. Sen de bir dene, faydasını göreceksin.

Neden paylaşımcı insanlar istiyorum, işte ikinci sebebi:

Benim paylaşacak şeylerim var ama paylaşma enerjim kısıtlı ve motivasyonum bazen içimden bazen de karşımdakinden geliyor.

İçimden geldikçe oturup şu anda okuduğun satırlar gibi yazıları yazıyor, video çekiyorum.

Vakit ve enerji buldukça (ki her gün yapıyorum) Facebook grubuma ve bloguma gelen soruları cevaplıyor, yardımcı olmaya çalışıyorum.

Öte yandan, vaktim ve enerjim kısıtlı. Bu kısıtlı zamanımı ailemle güzel zaman geçirmek, açıkhavada yürümek, hobilerimle uğraşmak, bir arkadaşımla kahve içmek ya da kanepeye uzanıp tembellik yapmak yerine oturup sana ayırmamı istemen sence adil mi?

“Ama ben birşey bilmiyorum”, “Ama ben yeni başlıyorum”, “Ama.. ama…” Geç bunları! Birazdan o konuya da geleceğim.

Hiç birşey vermeye niyeti olmayan kişileri adam etmeye çalışmak beni enayi gibi hissettiriyor, kusura bakma 1. kategoride değilim.

Vermekten kastımın illa ki “maddi” olmadığını anlamışsındır umarım. Senin de grupta bazı sorulara cevap verdiğini görmek, “ben de şu konularda yardımcı olabilirim” diyebilmek… bunlar başlangıç için yeter de artar.

O yüzden, vereceğim cevaptan sadece kendisi faydalansın diye sorusunu blog’umdaki yazının altında yazmak yerine özel mesaj atanlara dönüş yapmıyorum.

Bir soruya cevap verecek 5 dakikam varsa bu 5 dakikayı bencilce yaklaşana mı ayırayım yoksa cevabımdan başkalarının da görüp faydalanabileceği Facebook grubumda mı cevaplayayım?

Hatta kendimce bir terim de buldum: Sanal dilenci. Sanal dilenci istemiyorum.

Sırada işin başka bir boyutu var: Herkesin aynı derecede paylaşım yapacak bilgisi, deneyimi yok!

Tamam, buna katılıyorum. Ama şöyle dendiğinde katılmıyorum: “Benim paylaşacak hiç birşeyim yok”

Bitkisel hayat yaşayan bir hasta demedikçe ne yazık ki buna inanmıyorum. Hiç bir mesleğin yok mu? Mesleğini icra edenlerin en kötüsü müsün?

“Öğrenciyim” diyorsan ve bu yazıyı okuyorsan yaşıtlarının çok daha ilerisine gitme vizyonun var demektir. Bu vizyondaki bir öğrencinin de paylaşacak şeyi olmalı

Hobi veya spor alanlarında hiç mi aktiviten yok? “Yok, bütün gün televizyon seyrediyorum” diyorsan reklam dünyasını çoğu kimseden daha iyi biliyorsundur.

Teknik konulardan anlamıyor musun? “Teknikten anlamam ben sanatçıyım”. O zaman belki de sanat eserlerini Etsy’de satmayı teknikten anlayan bir ortağınla herkesten kolay başarırsın.

Beni anladın. Aslında anlatmak istediğim, farkında olmasan bile çevrene faydalı olabilirsin. Paylaşacak şeylerin mutlaka var ve bunun farkına var!

Farkındaysan, bildiğin birşeyler varsa ve paylaşmıyorsan işte o zaman muhabbeti uzatmanın zaten anlamı yok!

Bugün hem öğrenme hem paylaşma zamanı! Haydi durma, sen de paylaş!

Hatta ilk adımı şimdi at, bu yazının altına hangi konuda yetkinliklerin olduğunu hemen yaz…

Sevgiler

Paylaş, keyfine var!

5 thoughts on “Sanal Dilenci Olmayın!

  • İlker hocam çok güzel yazmışsınız emeğinize sağlık. Öncelikle bunca tecrübeyi bizlerle paylaştığınız için şahsen teşekkürlerimi sunuyorum. Ne demek istediğinizi çok net anlıyorum. Bende sizinle ve arkadaşlarla birşey paylaşmak istiyorum. Uzmanlık alanımla ilgili olmasa da ben hep kendimden daha fazlasını bekledim. Içimde yerinde durmayan bir enerji beni her seferinde zorluyor. Elimi neye atarsam atayım daha farklı alternatifler arayışında oluyordum. Bir nevi asıl benliğimi bulma çabası. Çok şükür şu an ilerlediğim yolda çok mutluyum. Yakın zamanda play store un sunduğu play kitaplar bölümünden Dr. Joseph Murphy nin ‘Bilinçaltı Zihninizin Gücü’ adlı kitaba denk geldim. Ücretsiz versiyonunu bitirdikten sonra o kısmı uygulamaya başladım ve cüzi bir fiyata e-kitap olarak tamamını satın aldım. Bunu okuyanlara küçük bir öneri, her cümlesini uyguladığınız da hayatınızda muhteşem degisikliklere maruz kalıyorsunuz. Büyüleyici şekilde. Bilinçaltı, bilinçüstü, bilinçli zihin ve daha fazlası. Ilker hocam tekrar teşekkür eder hayırlı akşamlar dilerim.

    • Ben teşekkür ederim. O kitabı ben de okudum, gerçekten harikaydı.

      Benzer şekilde Jack Ensign Addington’ın %100 Düşünce Gücü adlı kitabı da çok iyi. İçerikleri oldukça benziyor. Kitabı geçen sene tatile giderken havaalanındaki kitapçıda gördüm ve çok tanıdık geldi. Hatta hatırladım, taaa lisedeyken (90’ların başı) bir arkadaşım vermişti ama okumamıştım. Nasıl bir fırsatı kaçırmışım halbuki. Bu sefer kaçırmayayım diye aldım ve okudum. Sonra kitabın ne zaman yazıldığını araştırdım. 1988’de yazılmış.

      Kısaca bu konular aslında son yıllarda türemiş konular değil ama neyse ki farkındalık ve paylaşımlarla artık okuyuculara ulaşabiliyorlar.

      Aslında yorumunuz yazımın konusuna harika bir örnek oldu. Sizin paylaşım içeren yorumunuz bana birşey hatırlattı, ben de paylaşınca bu yorumları okuyanlar 2 güzel kitap öğrenmiş oldu. İşte anlatmak istediğim de tam olarak bu!

      • Kesinlikle İlker hocam. Algılarımız açık olmadığı sürece yığınca bilgi biz fark edemediğimiz için tabiri caizse fosilleşmiş bilgiler olarak kalabilmekte. Tabi belirli kesimler için. Farklı bir pencereden baktığımızda fosilleşen biz mi yoksa bilgiler mi orası ayrı tabi. Öneri için teşekkür ederim hocam. Saygılar.

  • Guzel bir yazı olmuş emeğinize sağlık İlker bey. Bende dijital pazarlama konusunda uzmanım sorusu olan arkadaşlarima yardımcı olmak isterim.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.